Aldatma, çoğu zaman iki kişi arasında yaşanan bir olay gibi anlatılır. Oysa gerçekte üç kişinin de kendince yalnızlaştığı bir süreçtir: aldatılan, aldatan ve üçüncü kişi. Bu yazıda, "Üç Kişilik Yalnızlık" kavramını ve aldatmanın ruhsal dünyamızda açtığı yarayı ele alıyorum.
Aldatma neden bu kadar derin bir yara açar?
Bir ilişkiye girerken karşımızdaki kişiyle örtük bir anlaşma yaparız: "Sana güvenebilirim, beni koruyacaksın." Aldatma bu anlaşmayı bozar. Bu yüzden aldatılan kişinin yaşadığı sadece kıskançlık ya da kırgınlık değil; çoğu zaman travmatik strese benzeyen bir tablodur. Uyku ve iştah değişiklikleri, sürekli olayları zihinde tekrar etme, ani öfke ve ağlama nöbetleri, kendine ve gerçekliğe duyulan güvenin sarsılması sık görülür.
Üç kişilik yalnızlık
Aldatılan kişi kendini değersiz, aptal yerine konmuş ve yalnız hisseder. Aldatan kişi çoğu zaman suçluluk, ikircik ve kendi ilişkisinde uzun süredir hissettiği bir eksiklikle baş başadır. Üçüncü kişi ise çoğunlukla belirsizlik ve geçici bir konumda kalmanın yalnızlığını taşır. Kimse bu tablodan zarar görmeden çıkmaz.
İlişki bu noktadan sonra sürebilir mi?
Bazı ilişkiler aldatmanın ardından biter; bazıları ise dürüst bir yüzleşme, sorumluluğun gerçekten alınması ve genellikle profesyonel destek ile yeniden kurulur. Belirleyici olan olayın kendisi kadar, sonrasında ne yapıldığıdır: şeffaflık, sabır ve iki tarafın da ilişkideki payına bakabilme cesareti.
Ne zaman destek almalı?
Belirtiler haftalar geçtikçe azalmıyorsa, günlük yaşamınızı (iş, uyku, ebeveynlik) etkiliyorsa ya da ilişkiyi sürdürüp sürdürmeme konusunda tıkanıp kaldıysanız bir uzmandan destek almak süreci kolaylaştırır. Terapi; hem bireysel olarak yaranın iyileşmesi hem de çift olarak yol haritası çizmek için güvenli bir alan sunar.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım Aldatma: Üç Kişilik Yalnızlık kitabına Kitaplarım sayfasından ulaşabilirsiniz.